“Dünya Tanıyor, Kütahya Unutuyor: Oktay Aslanapa’nın Evi Yok Oluyor”

Değerli Okurlarım bugün size Kütahya'mızın yetiştirdiği ve hayatıyla ve eserleriyle Dünyanın tanıdığı ama bizim her zamanki gibi unuttuğumuz bir şahsiyeti nasıl unuttuk ve bize nasıl unutturdular bunu anlatacağım.

Kütahya, tarih boyunca yetiştirdiği değerlerle Anadolu’nun kültür ve medeniyet hafızasında önemli bir yere sahip oldu. Ancak bugün kentin tam kalbinde bulunan bir yapı, geçmişe duyulan vefanın ne kadar eksik kaldığını gözler önüne seriyor.

Saray Mahallesi’nde, Ahırardı Camii’nin karşısında yer alan mütevazı bir ev… İlk bakışta sıradan ve yorgun bir yapı gibi görünen bu ev aslında Türk sanat tarihinin en büyük isimlerinden biri olan Prof. Dr. Oktay Aslanapa’nın doğup büyüdüğü, çocukluğunu ve gençlik yıllarını geçirdiği yer.

Bugün ise duvarları zamana direnmeye çalışıyor. Pencereleri sessizliğe gömülmüş, çatısı yorgun, hatıraları ise kaderine terk edilmiş durumda. Bir zamanlar Türkiye’nin ve dünyanın saygın üniversitelerinde adı saygıyla anılan, Türk sanat tarihini uluslararası akademi dünyasına tanıtan bir bilim insanının evi, göz göre göre yok olmayı bekliyor.

Prof. Dr. Oktay Aslanapa, sadece Kütahya’nın değil Türkiye’nin yetiştirdiği en önemli bilim insanlarından biri olarak kabul ediliyor. Osmanlı ve Türk sanatı üzerine yaptığı çalışmalar bugün hâlâ birçok araştırmacıya kaynak olurken, adını taşıyan eserler dünyanın dört bir yanında akademik çevrelerde referans gösteriliyor.

Ancak acı olan şu ki; dünya Türk sanat tarihini anlatan bu büyük bilim insanını tanırken, onun Kütahya’daki hatırası her geçen gün biraz daha siliniyor.

Kentlerin büyüklüğü yalnızca yeni binalarla, geniş caddelerle ya da modern projelerle ölçülmez. Bir şehrin gerçek değeri, yetiştirdiği insanlara ve onların bıraktığı izlere ne kadar sahip çıktığıyla anlaşılır. Bugün Avrupa’nın birçok kentinde önemli şahsiyetlerin doğduğu evler müze olarak korunurken, ziyaretçilere açılırken ve gelecek nesillere aktarılırken, Kütahya’da Oktay Aslanapa’nın evi sessizce yıkılmayı bekliyor.

Bu ev yalnızca taş ve ahşaptan oluşan bir yapı değil; Kütahya’nın hafızası, kültürel kimliği ve yetiştirdiği bir değerin yaşayan tanığıdır.

Şimdi sorulması gereken soru şu:

Bu ev restore edilip neden bir sanat müzesi olmuyor,

Kütahya, dünyaca tanınan bir bilim insanının hatırasını yaşatacak iradeyi gösterebilecek mi?

Yoksa Prof. Dr. Oktay Aslanapa’nın doğup büyüdüğü ev de birçok tarihi yapı gibi sessizce tarihe karışacak mı?

Bu sorunun cevabı, aslında Kütahya’nın kendi geçmişine ne kadar sahip çıktığının da cevabı olacak.